17 Ağustos 2007 Cuma

Harry Potter ve Liberalizm

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı filmini izleyenler el kaldırsın...Tamam çocuklar siz çıkın ben büyüklerinize bir masal anlatacağım.İhtiyaçları var belli ki. Anlattıklarımdan sonra filmi izlemeyenler izlemek için büyük bir arzu duyacaklardır,eminim.

Filme başlarsak, Lord Voldemort'un tekrar ortaya çıktığına inanmayan "sihir bakanlığı" Hogwarts'a yeni bir öğretmen atar sihir bakanlığından.Karanlık sanatlara karşı savunma öğretmeni sihir bakanlığının atadığı kadın olur.Daha sonra okulun müdürü de olacaktır.Buraya kadar anlatılan şeyler pek matah değil lakin asıl olay bundan sonra başlıyor.

  1. Eğitim...
  2. Devlet...

Günümüzde çocukları,gençleri uyutan hatta yutan bir eğitim sistemi söz konusu.ÖSS ve OKSden bahsettiğimi sandınız değil mi? Tabii ki hayır. Söz konusu müfredattır:"Çevremizi tanıyalım" ünitesinden başlar bu yolculuk "milli güvenlik" dersine kadar uzanır.Okulda birbirinden güzel şeyler öğreneceğini sanan çocuk, bir ay sonra okuldan nefret eder. Niye? Çocuk ÖSS sınavının heyecanına mı katılmıştır? Halbuki daha ilk senesi okulda. Cevap elbette sınavlar değil birbirinden sıkıcı derslerdir,ünitelerdir ve bu ünitelerin sonunda sorulan birbirinden saçma sorulardır.Türkçe derslerinde metinlerden sonra sorulan "değerlendirme çalışmaları" veyahut "okuduklarımızı anlayalım" gibi.Mesela türkçe metinlerinin sonunda italik harflerle yazılan sadeleştirilmiştir kelimesi çok ilginçtir.Niye sade? Gerçeğini verin bize?Bizim ihtiyacımız var mı bu bokpüsürlere? Kocaman bir hayır!

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığında da aynı mevzu söz konusu. Lord Voldemort'un öldüğüne inanan bakanlık,onun tekrar hayata döndüğünü söyleyen insanlara bir nevi ceza olması amacıyla Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin müfredatını zayıflatmışlardır.Bakanlığa göre zaten çocukların bunlara ihtiyacı yoktur çünkü karanlık diye tabir edilen şey çok eskilerde kalmıştır.Çocukların bilmesine gerek yoktur.Nitekim,hakikaten Lord Voldemort geri dönmüştür.

Hayatta ihtiyacımız olan bilgilerin zayıflatılıp,sadeleştirilip uyuşturucu misali kafamıza sokmaya çalışanlara gelecekte hesap soracak hiç bir insan olmayacak,çünkü intikamı alabilecek beyin onda bulunmayacak.Günümüz dünyasında uygulanan eğitim sisteminin işlemesi düşünmeyen nesillerin var olmasına sebep olacaktır.

Niçin okuma bakımından Dünya sıralamasında en sonlardayız.Ne yazık ki kitabı eline alan çocuk kitabın sonunda "Değerlendirme Çalışmaları"nın varlığını düşünüyor.Tarih kitabını okuyan çocuk kitapta yazanların,öğretmeninin anlattıklarıyla çeliştiği düşüncesiyle öğretmeninden bağırtı yiyeceğini sanıp korkup kaçıyor!Heyhat!

Filmde bulunan ikinci mühim durum ise sınırlandırılmacı yasalardır.Yasaklandırmacılık oyunu yani tipik bir devlet oyunu.Bu yasak,şu yasak... Tabii ki hukukun doğurduğu mantıksal yasaklamalardan bahsetmiyorum. Özgürlüğün yasaklanması söz konusu.Kızla erkeğin öpüşmesini,öğrencilerin grup oluşturarak toplantı yapmalarını yasaklayan bir öğretmen söz konusu.
Tekrar filme dönersek, sihir bakanlığından gelmiş cadı genç büyücülerin her türlü hakkını yasaklıyor.Hatta yasaklamalar o kadar çoğalıyor ki yasakların yazılmış olduğu tablolar kocaman duvara sığmıyor!E, yasaklar çoğalınca insanlar ne yapar? İsyan ederler tabii ki. (1991 yılında Rusya'da olan bir olayı örnek olarak düşünebilirsiniz.) Zaten filmin afişinde "isyan başlıyor" yazar. Kimse sıkıntılara,yasaklanmalara gelemez!
İsyan kadın bakanın nöbetçi olduğu sınavda başlar sonucunda ise yasakların yazıldığı tablolar bir bir paramparça olur.Bu sahnede aklıma "the wall" şarkısı gelmişti.

İşte bir filmden çıkan düşünceler...Harry Potter'ın ( daha doğrusu Emma Watson'un) hayranı olmama rağmen çıkışta aklımda kalan düşüncelerin bunlar olduğunu görünce filmin neyi empoze etmek olduğunu hissediyorum: Özgürlüğün...
Filmi izlemeyenler söylediklerimi unutmadan izlesinler...
Sonra isyan başlasın...

09 Ağustos 2007 Perşembe

İnsanın Kökeni

Darwin Teorisi'nin argümanlarını çürüten bir çok kitap okumama rağmen teoriyi destekleyen bir kitap okumadığım için hayıflanıyordum.İstanbul'dan gelmeden bir gün önce aklımda Michael J. Behe'nin kitabı "Darwin's Black Box" u almak vardı.Araştırdım durdum ama bulamadım büyük kitap evlerinde.Okuyacağım kitapların başında geliyor Darwin'in Siyah Kutusu!...

Ne diyelim kader olsun ismi.Kitaplığımı karıştırırken 2004 yılında hediye edilmiş bir kitap gözüme çarptı.Evrim teorisini savunan bir yazarın kitabıydı bu.Okumadığıma ve kitabı unutup yıllarca alargadan seyrettiğime inanamıyordum.Yeni aldığım birbirinden güzel kitapları okuyacağıma bu kitabın neler içerdiğini çok merak ediyordum.Sonunda yeni aldığım kitapları 10 günlüğüne bir kenara koydum,başladım okumaya...


Kitabın yazarı Richard Leakey.Ünlü bir paleontolog ailesinin oğlu.1984 yılında Doğu Afrika'daki Turkana Gölü kıyısında,1.5 milyon yıl kadar öncesine yaşamış olan ve günümüzde Homo erectus denilen bir erkek çocuğun iskelet kalıntılarını bulmuş.Belki işitmişsinizdir Turkana çocuğu derler ona...
Kitabın ismi ise bu yazımın başlığının ta kendisidir! İnsanın Kökeni."The Origin of Humankinds" ise orjinal ismidir.Türkiye'de Varlık/Bilim yayınlarının Bilimin Ustaları adlı serisinin ilk kitabıdır.Kitabı eğer hakikaten gülmeye ihtiyacınız varsa tavsiye ediyorum.Yoksa pek gerek yok.( Darwinciler sinirlenmeyin hemen ya da sinirlenin nasıl olsa her şey madde olduğundan belki beyninizdeki atomlar sinir duygusunu oluşturmaya bilirler)

Şaka bir yana, Richard Leakey'i saygıyla anıyorum.Çünkü bir düşünceyi savunurken çok katı davranan insanlardan değil.Anlatımlarında açık kapı bırakmış.Evrimcilerin hatasından bahsedip kendi yorumlarını yazmış ama begayet yargılarla değil.Bu yüzden kitabı sevdim,sadece bu yüzden

Kitap 8 bölümden oluşuyor.
  1. İlk İnsanlar
  2. Kalabalık Bir Aile
  3. Farklı bir İnsan Türü
  4. Soylu Avcı İnsan?
  5. Modern İnsanların Kökeni
  6. Sanat Dili
  7. Dil Sanatı(Çok saçmalamış.Deniz kenarındaydım bu bölümü okurken çok güldüm ve insanlar mizah kitabı okuyor sandılar beni)
  8. Zihnin Kökeni
Amacım,kitaptaki bazı bölümleri sizlere de anlatmak.Evrim teorisinin hakikaten teori olduğunu göstermek.
  • Leakey bir bölümde şöyle diyor: "İnsanoğlunun tarihöncesine ait daha pek çok kalıntı gün ışığına çıkarılıp incelenene dek hiçbir antropolo kalkıp da 'Bu,tüm ayrıntılarıyla şöyle oldu' diyemez" ama nedense bir cümle sonra "İnsanın tarihöncesinde dört temel aşama kesinlikle saptanabiliyor" diyor ve araştırmacıların pek çok konuda aynı fikirde olduğunu söylüyor.İntelligent Design cılar da buna dahil mi acaba?

  • Darwin'in ilk insanların Afrika'da yaşamış olabileceği iddası üzerine antropologların bu yorumdan hiç hoşlanmadığını yazar kitap.Bunun en önemli nedenlerinden birisi tropik Afrika'ya sömürgeci gözüyle,küçümseyerek bakmalarıdır.İşte bu ve bunun gibi düşünceler Darwinizm'in asıl meselesinin farklı olduğunu ortaya koyar.Nitekim, Charles Darwin'in Türkler hakkındaki sözleri düşündürücüdür.( Milliyetçiliği sevmem ama o biçim yani)

  • Kitapta Leakey'in de vurgu yaptığı bir nokta var:Bulunan fosilin sadece diş yapısına bakılarak-insana özgü çene yapısına sahip fosil- diğer insansı özelliklerinin de bulunduğunu düşünen antropologların varlığı.

  • Leakey kitabın bir bölümünde:" Anatomik benzerlik,mutlaka evrimsel bağlantı olduğu anlamına gelmez" diyor.Sıkı bir evrimci olan Leakey'in bu sözünün günümüz Darwincilerinin dikkatle okuması lazım.

  • Yanımızda niye başka iki ayaklı insanımaymunlar yok diye soruyor Leakey, Kalabalık Bir Aile adlı bölümde.Verdiği cevaplar da çok ilginç.Kötü talihin ve kötü genlerin insanımaymunların soylarının tükenmesinde rol oynadığını söylüyor.Madem öyle niçin günümüzde soyu tükenen hayvanları koruma altına alıyoruz.Kötü genleri ve kör talihleri varsa bırakalım ölsünler de onların geleceklerini tehlikeye atmayalım.Kim bilir belki pandaları öldürerek pandaların evrimine katkı sağlamış oluruz.

Daha çok söylenecek söz var ama bu kadar benim için yeterli.Sıkıldım yazmaktan! Lakin bir durum var ki onu izah etmek lazım: Darwinizm saçmalığı sona erdiği gün insanların savaş,ölüm,sömürge,terör adına yaptıkları her şey asılsız kalıp yok olacaktır. Sizlere tavsiyem hem Richard Leakey ya da Richard Dawkins gibi yazarları okuyup sonra Michael Behe veyhut Benjamin Wiker 'i okuyup akıllıca karar vermeniz.

Bir kitap tanıtımının da sonuna geldik Sevgili Okuyucu! Bu kitap mizah dünyasında yerini almış saygın bir kitaptır. Okuyup "yahu ne insanlar varmış" demeniz adına okuyun okutun...

08 Ağustos 2007 Çarşamba

Düşünce Hoşgörüsü

Yılmaz,3 kardeşin en küçükleriydi.Ağabeyleri 18 yaşını geçtiği için en son seçimde oy kullanmışlardı.Ebeveynleri katiyen baskıcı değillerdi.Yılmaz ailesindeki bu hoşgörü ortamını seviyordu.Yılmaz’ın bir kardeşi okulundaki arkadaş ortamından dolayı Türkiye’nin en kritik(!) seçiminde oyunu CHP’ye vermişti.Lakin,diğer kardeşi AKP’ye.Çünkü iki insandan biri kesin AKPye vermiş olmalıydı bu ülkede.Tabii ki,Yılmaz çok küçük olduğundan partilerin,seçimlerin mantığını bir türlü kavrayamıyordu.Tek bir şeyi biliyordu ki onu da en çok televizyonda görmüştü: Farklı partiye oy veren insanların,farklı düşünen insanların birbirini aşağılayacak derecede hırpalaması.Abileri de farklı düşünüyorlardı ama birbirlerine en ufak söz bile söylemiyorlardı siyasi görüşleri hakkında.Daha 8 yaşında olan Yılmaz, ailesindeki bireylerin birbirlerine olan sevgisini ve hoşgörüsünü hissetmiş ve mutlu olmuştu.Bu mutluluk Yılmaz’ın 10 yıl sonra hoşgörülü bir insan olacağının emaresiydi.


Hande yurtdışında üniversite okuyan güzel bir kızdı.Son günlerde ülkesinde yaşanan olayları an be an takip ediyor ve ülkesine şeriatın geleceğinden korkuyordu.Türkiye’deki haberlere bakılırsa ülkesine şeriat gelmişti ve insanlar toplanıp hükümet aleyhinde naralar atıyordu.Hande ülkesi için bir şeyler yapmaya karar vermiş ve cumhur-girl olmuştu.Hiç vakit kaybetmeden bir uçağa atlamış ve soluğu lisedeyken en yakın arkadaşı olan,kankası Gizem’in evinde almıştı.İlk gün iki arkadaş eski günlerin sergüzeştlerini anlatıp birbirlerini ne kadar özlediğinin farkına varmışlardı.Ancak,olaylar ikinci günde oldu.Hande sevgili arkadaşı Gizem’in oy vereceği partinin AKP olacağını duyunca kulaklarına inanamamış ve Gizem’i yobazlıkla,gericilikle suçlamıştı.Hande evine geri döndüğünde bir daha can dostu Gizem’i aramamıştı.Gizem ise bu olanlara bir mana verememiş bu ayrılığın sebebini uzun uzun düşünmüştü.


Yusuf mühendislik şirketinde çalışan başarılı bir elemandı.Bir iki atağından sonra şirketini güzel yerlere ulaştırmış ve artık terfiye hazırdı.Şirketinin en çok sevdiği özelliği patronunun onlara özgür ortam sağlamasıydı.Yusuf’un başarılarını kutlamak için partonu elemanına bir akşam yemeği kaçamağı yapalım demişti.Lokantada patron, garsona ufak bir şişe rakı istediğini söyleyince şaşırmıştı.Yusuf içki içmeyen bir kişiydi dini dolayısıyla.Biri içer öbürü içmez olmazdı ama rakı gelince patron kendine çekti özür dileyerek.Yusuf’un içki içmediğini biliyordu.Ama ne Yusuf patronunun içki içmesine karıştı ne de patron Yusuf’un içmemesine.Güzel bir akşam yemeği güzel başarılara imza atacaktı.


Farklı siyasi görüşlere sahip insanlar çok yakın olsalar dahi birbirlerini kırıyorlar.En güzel örneğini gördük seçimlerde.Farklı düşüncelerin,zıt görüşlerin bir toplumda bulunması zenginliktir.Ama bu toplum eğer zıt düşünceleri elimine etmek istiyorsa, cahildir.Cahillik sahte çağdaşlık-modernlik getirir.Ama fazla dayanamaz.Çünkü herkes gerçek çağdaşlığa bir gün ulaşacaktır.Özgür ortamda,hoşgörülü ortamda,yasalarla hakların korunduğu gerçek ortamda...


Türkiye seçimini yaptı.Artık Aziz Nesin haklıydı demek bir zenginlik olmasına rağmen bir cahilliktir.Türk insanı aptal olabilir ama bunu bir seçime bağlamak mantıksızlıktır.Bir de söylemesi ayıp kim aptal çıktı acaba?


Futbol takımı tutar gibi siyasi parti tutmayalım.Bir gün bir yerlerde insanlar politikayla,siyasetle uğraşmalı mı sorusuna bir tek ben “hem evet hem hayır” demiştim.Eğer ki herkes hoşgörü,saygı ve mantık çerçevesinde siyaset tartışacaklarsa evet; birbirlerini kutuplaşmaya götürecek derecede ve birbirlerine düşman olacak derecede kafasızlarsa kocaman bir HAYIR!


Siyaset kişisel çıkar haline geldiği zaman da kocaman bir HAYIR!


Çok ilginç ki siyaset ve politka hakkında engin bilgisi olanlar ve kendini bu bilgi altında büyük görmeyenler siyaset tartışırlarken saygılı davranıyorlar ama hiçbirşeyden haberi olmayanlar pat küt birbirlerine giriyorlar.Heyhat!

06 Mayıs 2007 Pazar

Pardon delikanlı,Aşık Mısın?

Yıldızlı bir gece olmasına rağmen deniz kenarı içimi titretecek kadar soğuktu.Dalgaların kıyıdaki taşlara vurmasıyla çıkan ses,iki yanımda bulunan barlardan gelen gitar seslerine karışıyordu.Etrafımda olan kızlı erkekli gruplara rağmen ben nedense yanlızdım.Dalgaların sesine ve gitar seslerine ufak ufak kahkaha sesleri de ekleniyordu.Hemen bir iki yanımdaki çiftler uzun uzun öpüştükten sonra bana bakıp bu kadar güzel bir günde bir insan nasıl yanlız olur diye garipsiyorlardı sanırım.Bu tip bir kaç düşünceyi saymazsak aslında hiç bir şey düşünmüyordum.Sadece gitardan çıkan dalga sesiyle karışık flamenkoya dalmıştım.Belki hayalimde bir kadın tango yapıyordu uzun eteğini savurarak.Zihnim beni pek yanıltmazdı bu anı daha önce de yaşamış olmalıydım.Barda gitarını adeta konuşturan uzun saçlı adam müziğini bitirince herkesin bana baktığının farkına vardım.Kumsalda çılgınca alkışlayan tek kişi bendim çünkü.Şaşırmamıştım,teşekkür etmekten aciz olan insanlardan emeğe saygı gösterip alkışlamayı bekleyemezdim.Onları küçümeyen bir tavırla başımı kaldırıp yıldızlara baktım.O an bir yıldız kaydı upuzun.İçimden bir ses “dilek tut” dedi ama mantığım “kendine bir faydası olmayan bir taştan mı medet umacaksın” dedi.Mantıktan yana oldum lakin dilek tutmayı da ihmal etmedim.
Bu sırada yanıma uzun beyaz sakallı yaşlı bir adam oturdu.Kayan yıldızın yok olduğu yöne bakıp dileğim bu değildi diye düşündüm.Yaşlı amcaya tekrar bakınca yüzünün dolunay kadar parlak olduğunu fark ettim.Belki de Ay’daki adamın dedesidir diye düşünüp kendi kendime güldüm.Sesli gülmüş olmalıyım ki adam da bana bakıp gülümsedi.Bu sırada diğer bardaki gitarcı Paco De Lucia’dan bir parçaya başladı.Uzun beyaz sakallı amca ayaklarının ucuna değen suya bakarak “Vicente Amigo’dan güzel bir şarkı” dedi.İçimden “Hayır Vicente değil Paco” demek istedim ama saygısızlık olur utanır diye vazgeçtim.Yine de şaşırmıştım.Adamın tipine bakınca flamenko dinleyecek bir tip olmadığını düşünmüştüm.Sonra kendime “acaba sen flamenko dinleyen birine benziyor musun?” dedim.Flamenko dinleyen bir insanın tipi nasıl olur ki?
Adam benim düşünceli olduğumu fark etmiş olmalı ki çok ilginç bir soru sordu:”Hayrola genç,aşık mısın?” Bir an sesin amcadan geldiğinden şüphe ettim.Ama amcanın yüzüne bakınca gülümsediğini gördüm.Ben de salakça gülümsedim adama karşı.Bu amcanın özel hayatıma daha fazla girmemesini sağlayacak hem de zekamı ön plana çıkaracak bir cevap düşünürken amca konuşmaya başladı:





”Ah aşk ah!”


“Aman” dedim içimden “başlıyoruz!” Yaşlılar uzun uzun konuşurlar,anılarını anlatırlar ve acayip sıkıcı olurlar fakat dinlemek zorunda kalırsınız saygıdan.Ama bu farklıydı.İlk defa bu kadar yaşlı bir adamın aşktan bahsettiğini görmüştüm.İçimden bir ses “Hemen kaç! Yoksa saatlerce bu adamı dinlemek zorunda kalırsın” dedi ama mantığım “hele bir dur.Bakalım neler anlatacak?Elbette öğrenilecek bir şeyler bulacaksın.Adam görmüş geçirmiş biri,belli.” diyordu.Mantığımdan yana olup kaçmayı düşündüm ama adam çoktan söze başlamıştı:
“Küçük dostum şu parlak yıldızları görüyor musun?”İnce parmaklarını gökyüzüne kaldırmış üç tane parlak yıldızı gösteriyordu.”İşte o yıldızları birleştir.Onlara aşk üçgeni denir!!!” Son cümleyi sanki Harry Potter’daki uzun sakallı yaşlı büyücü Dumbledor gibi ilginç bir bağırmayla söylediği için herkes bize bakmıştı.Hakikaten de bir an için onun ne kadar Dumbledor’a benzediğini düşündüm.”Küçük dostum,ona aşk üçgeni denir çünkü...”Artık dayanamayacaktım “Hayır!” dedim “bildiğin yaz üçgenidir o hatta yıldızların isimleri Vega,Deneb,Altair idir” Yaşlı adam bana duygusuz bir bakış fırlattı.Onu üzdüğümü düşündüm ve “devam edin” anlamında el işareti yaptım.”Evet.Bir adam o yıldızlara yaz üçgeni dedi diye onların ismi yaz üçgeni olacak değil ya benim için onlar aşk üçgenidir.”Amca düşündüğümü görüp sustu sanki.Bunca zamandır kendimi sınırlandırmışım.Başkalarının verdikleri isimleri kabul etmişim hiç düşünmeden.Çok basit bir şekilde ben de isim verebilirim her şeye.Amcadan etkilendiğimi kabul etmek zorundaydım.”Ee amca? Aşk üçgeni? Niye bu ismi verdiniz ona?”
“Sen bu etrafındakileri birbirlerine aşık mı zannediyorsun?Aşk yürekte yatar.Bunlar en geç bir hafta sonra ayrılacaklardır basit bir sebep yüzünden.Aşıkları sadece ne ayırır bilir misin?Başka bir aşk...”Bu sorduğum sorunun cevabı değildi.Adamcağız çok farklı bir yere değindi.Adamın deli olduğunu düşünüp sorumu tekrarladım:”İyi de amca niye aşk üçgeni?”
Uzun uzun bana baktı.Bu sırada bir iki yanımda bulunan öpücükçü çiftler kumsalda eşyalarını toplamaya başladılar.Flamenkonun sesi de artık gelmiyordu.İşin garibi dalgaların sesi de yoktu!Sadece kendi düşüncelerimi duyabiliyordum.Heyecanlı ve aptalca....”Seni ilk gördüğümde aşıksın zannettim bu kadar insan içinde yanlızdın çünkü ve düşünceli görünüyordun.Ama şimdi görüyorum ki herhangi bir kıza aşık değilsin.”Ben hala cevabımı alamadığım için kafayı yiyordum.Ne yazık ki yapacak bir şey yoktu amcanın devam etmesini bekledim.Amca ayaklarını suya vura vura sözlerini ekliyordu:”Senin niye burada yanlız olduğunu merak etmiyorum artık.Zaten söylemiyorsun da.Küçük dostum,Aşk Dünya yaratılmadan önce yaratılmıştı.İlk önce ilk ve tek Aşk vardı.Adem o zaman tek aşıktı.Ne zaman Havva yaratıldı,Adem yeni bir aşk keşfetti.Hangi aşkın ağır bastığını anlaması güçtü.Yeni Aşk Adem’de heyecan yaratıyordu ve insanın doğası gereği yeni olan şey her zaman daha çekiciydi.”
Yaşlı Amca’nın çook eskilerden başlaması garipti.Bu masalın devamını beklerken daha önce cevabını alamadığım suali de merak ediyordum.İstemeden ağzımdan şu kelimeler kaçtı:”Peki,niye Aşk üçgeni?” Uzun beyaz sakallı amca duymazlıktan geldi sorumu.Bu sırada hemen bir iki yandaki öpücükçü çiftler “iyi geceler!” diyerek bizim bulunduğumuz bölgeden ayrılmaya başladılar.Ama bu “iyi geceler” in muhatabı ben miyim bilemediğim için teşekkür etmedim.Amca devam etti:”Daha sonra bu iki insan iki farklı aşkla beraber mutlu mesut yaşarlarken elma aşkı ortaya çıktı.Sen istersen buna mal sevdası de!Üçüncü aşk bu iki güzel insanın başına bela oldu ve buraya yani Dünya’ya geldiler.Üçüncü aşk yüzünden ayrıldılar ama birbirlerine olan aşk yüzünden tekrar beraber oldular.Bu sırada Dünya Aşkı ortaya çıktı fakat ben Dünya Aşkı’nı Elma Aşkı’nın elemanı olarak düşünüyorum.” Ne kadar çok aşk varmış haberim yokmuş dedim dışımdan.İçimden de nedense bir deli kuyuya taş atmış öbür deli kuyudan gelen sesi dinlemiş sözü geçiyordu.Hah bir de Aşk üçgeni!!!


“Şu an kumsalda bulunan insanların çoğu ilk aşktan bi-haber” dedi etrafına bakarak.”Ama ikinci ve üçüncüsüne diyecek lafım yok.Yalnız,az önce dediğim gibi yeni şeyler insanları etkilediği için,insanlar elma aşkına birbirlerine olan aşktan daha düşkünler.”
“Bu da insanların hayvanlardan bir farkının kalmadığının bir göstergesi olmuştur.” dedim kendimden emin bir şekilde.Bu anda sağ taraftaki bardan disko müziği sesi gelmeye başlamıştı.Acaba yaşlı adam şimdi de hangi parçanın çalıdığını bilebilir mi diye düşündüm.Yaşlı amca aklımı okumuş olmalı ki “gürültü bunlar uzak durmalıyız” dedi gülerek ve devam etti: “Afferim sana genç dostum anladığın belli oluyor.İki aşık köpeğin ortasına bir kemik at.Bak bakalım neler oluyor?Birbirlerini düşünüyorlar mı acaba?”Gülmeye başladım,güzel örnekti.”Üçüncü aşk daima insanların başına bela olmuştur ve olacaktır da.Her şeyin doğru düzgün gitmesi için genç dostum;Dünya,mal,elma aşkı insan aşkına;insan aşkı da birinci aşka hep muhtaç olmalıdır.Ben bunu bilir bunu söylerim.Bunca yaşıma geldim ve bunu gördüm.Sizler yanlış yapıyorsunuz.Neye aşık olduğunuzun farkına varın!”
Çok felsefi gittiğimizin farkına vardığım için ortamı yumuşatmak maksadıyla bir soru sordum:”Amca,siz hiç birine aşık oldunuz mu?” Sorduğuma pişman olmuştum.Adamcağız “ah,uh!” etmeye başladı ama sonunda cevap verdi:”Oldum tabii olmaz mıyım?Bir kıza çok fena tutuldum.Evlendik.Çok mutluyduk lakin vefat etti.Ben de mahvoldum.İntihar etmeyi bile düşündüm.Çünkü ondan daha yoktu,mutluluk bitmişti.Vefatından bir iki hafta sonra ancak kendime gelebilmiştim.Anladım ki araya sadece ölüm girmişti.Elinde sonunda yine beraber olacaktık.Hiç birimiz buraya ait değildik ki.Sonradan bir kişiyle daha evlendim ama başarılı geçmedi evliliğimiz.Hiç uyuşamadık ki!O Venüs’ten gelmiş biri değildi bence Plüton gibi uzak bir yerden gelmiştir ancak!Yani küçük dostum, biz bu kadar uzaktık.Medeni bir şekilde evlendik medeni bir şekilde ayrıldık.En sonunda biriyle daha evlendim.Ne yazık ki hala evliyim!” Yaşlı amcanın ilk defa bu kadar çok güldüğünü görmüştüm.Gerçi onu ne kadar tanıyordum bu da tartışılırdı.Amca devam etti:” Ne kadar evlenirsem evleneyim ilk aşkımı asla unutamıyorum” Şimdi sesi hüzünlü çıkmıştı.
“Dostum,sana diyorum ki Aşkı basite indirgeme.Yoksa o seni basite alır hayattan soğutur.Her çeşit aşkını sıcak tutmak için uğraş mesela bol bol “seni seviyorum” de! Haydi iyi geceler!” dedi ve inanılmaz bir çeviklikle ayağa kalktı.”Amca” dedim “Hala sorumun cevabını alamadım.Niye Aşk Üçgeni?”
“Eee bre çocuk! Sana ne yahu!Deminden beri soruyosun!” dedi gülerek ve yürümeye devam etti.Bu sırada flamenko çalan uzun saçlı adam yine çalmaya başlamıştı.Yaşlı adamın arkasından bağırdım:” İşte şimdi Vicente’den çalıyor!”
“Hayır şimdi Paco De Lucia’dan” dedi gülümseyen suratıyla yoluna devam etti.Denize yüzümü döndüm.Dalgaların sesleri kulağıma gelmeye başlamıştı.Flamenko’nun coşkulu tınısı kahkahalara karışıp beni daha çok mutlu ediyordu.Ayaklarımı yavaş yavaş suya soktum.Suyun soğukluğunu yüreğimde hissettim.Bu sırada bir el sırtıma yavaş yavaş dokundu.Sevgilimin dokunuşuydu bu bilirdim ben.Evet,yaşlı adam sadece bu noktada yanılmıştı.Benim bir sevgilim vardı.Yaşlı adamın sayesinde hem sevgilim hem de aşkım olmuştu...


21 Mart 2007 Çarşamba

Pir

Dün gece seni terennüm eden bir şiir
Gecenin karanlığı alıp götürdü bir bir
Mahşer zamanı zelil olacak bu kibir
Bilinmeyecek,gıpta edilecek,kim bu pir?

Fakir

Cezbeye kapılan fakire acırım,
Ya seni görmüştür ya da Azraili.

Kaplan

Ceberut aşkından rüzgara kapılan,
Nasıl bir meletsin ki olursun kaplan.